Uzun bir süredir ara vermiştim. Yoğunluktan
dersem inandırıcı olur muyum bilemem. Ancak yine de yoğunluktan
diyorum ancak artısıda var ; İ h m a l, ü ş e n m e .. v.s.
Bir yandan mevcut işim, diğer yandan dernek
çalışmaları, sezon başı çalışmaları, eğitimler derken uzun bir süre
geçmiş. Ancak sevgili Saffet arkadaşıma söz verdim. Hiç değilse ayda
bir de olsa birşeyler yazıcam.
Ben yazmayalı neler olmuş neler? Turizm Bakanı
değişmiş, değişmiş de gaflar bile yapmış (Eski turizm Bakanı sn. Erkan
Mumcu’ya turizmin sorunları ile ilgili raporlar yazmıştık, bizim
raporu okuyunca mı ayrıldı acaba diye bir merak sardı şimdi
bizi),Turizm İl Müdürümüz değişmiş, derlerki bayanlarla el
sıkışmazmış. Yeni oteller açılmış, 7 yıldızlı otellerimiz olmuş, bir
tanesi daha açılır açılmaz odalar hazır değil diye misafirlerle
kavgalar olmuş, misafirler yıldızlardan birisini hemen sökmüşler…
Allahtan çevre tesisler varmış da imdada yetişmişler.
Bu yıl her yer erkenden fullenmiş. Her yer dolu.
Yok satıyor. Short’a düşenler imdat seslerini yükseltmişler.
Rezervasyon çalışanları gözyaşı ve alınterlerini akıtmışlarda,
parklara bahçelere yataklar atılmış da kurtarmışlarmış…
Yeni açılacaklar varmış. Sayın Başbakan 20
milyon turist hedeflediklerini söylemişler. 2010’da 30 milyon hedefini
tekrarlamışlar.
Ya allaşkına ben ne yazayım. Ben yazmaya ara
vermeden önceye göre neysek iki katı daha kötüye gitmişiz. Eski
yazdıklarımız X 2 = sonuç ne çıkarsa o. Niye mi? Bakın niye:
Daha önce neler söylemişiz, özet olarak
veriyorum :
Demişiz ki, herşey dahil sistemi denetim altına
alınmadığı sürece, herkes istediği gibi satarsa sadece günü kurtarır,
geleceği yok eder. Ya allaşkına kış döneminde 10-15 euro’ya (hatta 6
euro’ya düştü GM’ i diye işten ayrılan insan kaynakları müdürleri
tanıyorum. Niye mi ayrılmış, ee sigortasız ya da asgari ücretten
göstererek eleman çalıştırması istenmiş de ondan), yaz döneminde 30
eurolara kadar düşen işletmeler, otellerini doldursalar ne yazar?
Herşeyden kısmadan para kazanılır mı? Herşeyden kısmak ülke imajını
zedelemez mi?
Demişiz ki, herşey dahil sisteminde yetişmiş
elemana ihtiyaç hissetmezsiniz. Bu yüzden sektörde üniversiteli
kalmadı. Yöneticiler arasında, genel müdürler dahil, Turizm
okullarından mezun öğrenci yok. 1986 yılında açılan Akdeniz
Üniversitesi, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu
bugüne kadar 1500 mezun vermiş. Şu anda okulun kayıtlı öğrenci sayısı
1500. Eee diğer öğrenciler nerdeler? Ya yurt dışına atmışlar kapağı,
ya da başka sektörlere geçmişler. Niye? Herşey dahil sistemi
kendilerine birşey vermemiş, 6 – 8 ay çalışmış, diğer günler evinde
bekle denmiş. Bazen sigortasız çalışmış, bazen asgari ücretli
çalışmış. Teoride gördüklerini pratikte bulamamış, boşları toplar
olmuşlar… v.s.
Demişiz ki, bir turizm yasası olsun. Taban
ücretler belirlensin. Herkes ucuz fiyatlarla satamasın. Çünkü bir daha
geri dönmek istesen zorlanırsın. Çalışanlar, boşta kaldıkları
sürelerde işsizlik fonundan yararlansınlar. Bugün bu fonda biriken
para 16 katrilyon civarı. İşsizlere ödenen 3-4 yüz trilyon civarı.
Geride 15 küsur katrilyon civarı para duruyor (nerede duruyorsa!).
Demişiz ki bir sertifikasyon sistemi olsun.
Herkes kolay kolay genel müdür olamasın. Böyle bir sistem olsa ve
gerçek anlamda sınavlar yapılsa, iddia ediyorum şu andakiler içinde %
60-80 arası genel müdürlük sertifikası alamaz. Tabiiki sadece genel
müdürlere değil sözüm. Her kadrodaki yönetici ve hatta alt kadrolarda
bile zorlanmalar olur. İnsan Kaynakları Yöneticileri, hatta ben de
dahilim buna.
Demişiz ki, her yerde turizm okulu olmasın.
Uygun bölgelerde açılsın. Turizmin olmadığı bölgelerde açılan turzim
okullarının öğrencileri sektörü göremeden okulunu bitiriyor.
Bölgesinde de kalıyor.
Demişiz ki, okullardaki öğretim elemanlarının
seçimleri daha dikkatli yapılsın. İşletmelerle okullar mutlaka
işbirliği yapsın. 4 yıl yerine 2 yıl okul, 1 yıl da mutlaka hazırlık
okutulsun. Okullarda teorik eğitim verilirken, aynı zamanda
işletmelerde de pratik yapılsın. Bu pratikleri öğretim elemanları da
yapsınlar.
Demişiz ki, yabancı çalışanlara, dillerinden
dolayı ihtiyacımız var. İzin başvuruları, basit evraklarla
reddedilmesin. Sezon bitince izinleri verilmesin. Şubat ta
başvuruyorsun, ekimde izinleri geliyor. Geçmiş ola. Turizm sezonu
bittikten sonra….
Demişiz ki, işletmeler insan kaynaklarına önem
versinler. Bunun yolu da öncelikle yasalara tam anlamı ile uyacak
işletme sahipleri ile, seçilecek iyi bir genel müdür ve iyi bir insan
kaynakları yöneticisinden geçer.
Demişiz ki… Daha ne deseydik.
Peki değişen ne olmuş. Ben yazılarıma ara
verdiğimden beri herşey aynı kaldığı gibi, bir hayli geri gidenler de
olmuş.
Hala insan kaynakları departmanlarını, personel
sicil memuru gibi kullanan işletmeler var. Hem de Muhasebe müdürlerine
bağlı birimler haline getirerek.
Hizmet sektörünün ana kaynağı insandır. İnsanı
güleryüzle hizmet edecek şekilde hazır tutacak kaynak da insan
kaynakları yöneticileridir. Yeterki fırsat verilsin.
20 Milyon turist bu şeklimize gelecekse
gelmesin. Rezil oluyoruz. Çalışanlar double vardiya çalışıyorlar. Daha
sezon başında isyanları oynuyorlar. Niye mi? Bu da soru mu şimdi. Yok
işte eleman yok. Yetişmişi mi, bırak allaşkına, yoldan geçenleri de
alıcaz da onlar bile yok…
Restoran, bar, kat hizmetleri, bulaşıkhane en
sıkıntı duyulan birimler olmuş durumda.
Alt yapı oluşmadan, özellikle insan kaynağı
sağlanmadan, yeni tesisler açılmaya devam ettikçe ileride daha da
sıkışacağız.
Demedi demeyin…