Bazen
öyle anlar vardır ki yaşar yaşamaz pişman olduğun, keşke dersin zamanı
geriye sarabilecek gücüm olsa. Ama olan olmuş, giden gitmiş, yaşanmış,
delmiş geçmiştir.
Geriye gelirsin, unutalım dersin.
Pişmansındır.
İçin içini yemiş, müthiş bir gerilim hissetmişsindir.
İçinden dağıtmak, kırmak, parçalamak geçmiş, belki masayı, belki duvarı
yumruklamışsındır.
Aslında parçalamaya çalıştığın, yumrukladığın seni bu hale getirendir.
Kaçmış, ancak bir kaç dakikalık bir aradan sonra, naptım ben demeye
başlamışsındır. Ama son pişmanlık hiç fayda getirmemiştir. Olan olmuş,
biten bitmiştir. Geri getirmek, o olay öncesini yaşatmak bir daha mümkün
olmayacaktır.
Herşey düzelmiş gibi görünsede, bu olay bir gün karşına çıkacaktır. Bir
daha mı asla yapmam dersin. Dersin ama benzeri bir olay karşına
çıktığında bir benzerini yine yaparsın. Çünkü bu insani bir davranış,
insana ait olandır. Bana yanlış, sana yanlış değil. Ya da tam tersi.
Öyle olmasaydı herkes futbolu severdi, ya da futbolcu olurdu, ya da
herkes ibrahim tatlıses hayranı olurdu, ya da … ne bileyim herkes aynı
yöne giderdi. Aynı partiye oy verir, aynı yemekleri yerdi.
Zaman hızla geçiyor. Çocukken bize çok büyük ya da yaşlı gelen
babalarımızın bu anımızdaki dönemlerindeyiz. Ama hala genciz
havasındayız. Değişen sadece fiziki yapılarımız, bir de çevreden ne
derler acaba korkusu içindeki bastırılmış çocuksu ya da gençlik
duygularımız.
Zaman kaçtıkça, sona yaklaşma da hızlanıyor. Belki de sona daha
yaklaşmak zamanın hızlı geçtiği imajını getiriyor. Belki de sırf bu
yüzden hep bizden daha gençlere “zamanınızı iyi değerlendirin, bir daha
geri gelmez” öğüdünü veriyoruz. Oysa zaman yine aynı hızda seyrediyor.
1 dakika ben çocukken de 60 saniyeydi yine 60 saniye, ya da 1 saat ben
çocukken de 60 dakikaydı yine 60 dakika.
Değişimi yaşayan sadece fiziki yapılar ve sona yaklaşma duyguları.
Önemli olan şu anlar. Geçmişte yaşadığın hazların ya da acıların
aynısını yeniden yaşama şansın yok. Ömrün şu an ne yaşıyorsan o kadar.
Dişin, başın, karnın ağrımıyorsa kıymetini bilmeli.
Örneğin ben şimdi bu yazıyı yazmaya konsantreyim ve hayatımda başka
birşey yok. Ama sizler bu yazıyı okurken ben başka bir uğraşın, başka
telaşın, başka bir mutluluğu ya da mutsuzluğu yaşıyor ya da hiçbirini
yaşayamıyor olucam.
Anların kıymetini bilmeli, bilmeli de sahip çıkmalı. Dostları aramalı
arada bir, nasılsın demeli. Seni özledim, seni seviyorum demeli.
Yoksa yarın tüh deyip, keşke arasaydım, keşke ona onu ne kadar
sevdiğimi, benim için önemlisin diye söyleseydim demek de var.
Hadi
dostlarınıza bir merhaba deyin. Onlar buna değerler çünkü.
Dostça kalın…
|