|
“Kaçmayın, biz size Türklerden daha iyi
bakarız” diye bağırıyorlardı arkamızdan. Ama dinlemedik ve dağlardan
kaçmayı sürdürdük. Kaça kaça buraya kadar gelmişiz.”
Babaannem seferberlik zamanı diye anlattığı,
eski adı ile Fatsa’nın Cecüle bugünkü adı ile Bucaklı köyüne
gelişlerinin öyküsüne böyle başlardı hep.
Düşman kapıya dayanmış, gemilerle Sürmene
açıklarına kadar gelmişler. Hoparlörlerden bu anonsu ya parlarmış.
Annesi-babası, abisi, kardeşleri dahil olmak üzere kalabalık bir aile
olarak, kaçan diğer ailelere katılmışlar. Dağlar, taşlar yaya olarak
zorlu bir yolculuk sonrası aşılarak Cecüle köyüne gelmişler. Dedem
oranın muhtarıymış o zamanlarda. “Deden yiğit adamdı, karda yürür, izini
belli etmezdi”, derdi babaannem. Bunun anlamını bilmezdim o zamanlarda.
Sanırım dedemi övmek için bu sözü söylerdi hep. Gerçi o zamanlarda dağda
dansöz oynatmak modaymış. Ve dedem de bunu çok yaparmış arkadaşları ile.
Bunu da babaannem anlatmıştı. Bu yüzden mi kullanırdı o karda yürüyüp iz
bırakmamak deyimini bilmiyorum. Ben bu deyimden o kadar etkilenmiş ve
hiç görmediğim dedeme o kadar hayranlık duymuştum ki, ben de hiç
görmediğim, babam 7 yaşındayken yaşama veda etmiş dedem gibi olmak
istiyordum. Bu yüzden yürürken birçok kez arkaya dönüp izime bakmıştım
ama hep izim kalmıştı karda. Demek ki daha büyümemişim der avunurdum.
“Deden beni gördü hemen beğendi, çünkü yiğit
karı idim”, diye de eklemişti babaannem. Sonradan öğrendiğime göre
kadının yiğidi köylerde çift sürmek için baya makbulmüş o zamanlar.
Bir sohbet sırasında bir arkadaşım
anlatmıştı, benim Karadenizli olduğumu bildiği için. Gerçek mi- hikâye
mi ben karar veremedim. Olay şu şekilde:
“Trabzon’da bir milli bayramda Garnizon
komutanı, gazi dedeye yaklaşır ve sorar, “dede hele bi anlat, ne
yaptınız seferberlik zamanında? Dede bir madalyasına bakar, bir de
komutana ve:
-
Şu tepeyi cöriy misun gomutan?
-
He der Komutan, görüyorum.
-
Hah biz o tepenin arkasında bekliyduk, düşman yaklaşaydi,
Komutan heyecanlanır;
-
Eee dede?
-
Düşman yaklaşti, yaklaşti…
-
Eee dede?
-
Ula biz, bi gaçtuk, bi gaçtuuukk..
Uydurma bir hikâye tabiî ki. Ama babaannemin
anlattıklarını da bildiğim için bu hikâyeyi duyunca düşünmeden edemedim.
Gerçekten düşman kapıya dayanınca kaçmış mıydı bizim hemşerilerimiz,
bilemem.
Ancak bildiğim bir şey var ki, düşman her kim
olursa olsun, nereden gelirse gelsin, ulusal kurtuluş savaşı mücadelesi
vermiş, dünyaya ulu önder Atatürk’ün liderliğinde, onurun, erdemin
dersini vermiş bu vatanın evlatları olarak, geç yiğidim, gel yiğidim,
başıma taç ol demek, bizim işimiz olamaz.
Bu vatan bizim. Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi,
Gürcüsü, Alevisi, Sünnisi… Bu sınırlar içinde yaşayan, bu topraklar
uğruna omuz omuza çarpışmış kim varsa herkesin, hepimizin.
Hiçbir şey, hiçbir olay, hiçbir hikâye bizi
birbirimizden koparmamalı. Araya sokulan çomakları defettik şimdiye
kadar. Çok acılar çeksek de biz bize yettik her zaman.
Öyle hikâyeler var ki inanması güç olan,
yüzlerce sayabilirim. Ama yerimiz dar diye 4 – 5 tane uydurayım. Bakalım
tanıdık gelecek mi sizlere de:
Hikâye 1: Gilistin toprakları işgal
edilerek, üzerinde Gisrail’i kurmuşlar. (Sunulan Gerçek: Zalmanlar
tarafından yakılan, yersiz yurtsuz kalan Zahudiler boş topraklara
yerleştiler!)
Hikâye 2: Daliban’ı beslemişler Susya’ ya
karşı savaşsın diye, Cin’e yakın durmak, Uzak doğudaki doğal gazlara
yakın olmak amaçlarıymış. (Sunulan Gerçek: Zafganistan’ı kurtarmaya
gittiler!)
Hikâye 3: Önce Tusame Cin Madin’i
beslemişler, sonra ikizlerini vurdurmuşlar, daha sonra Gırak’a
girmişler. Push’ların ortak olduğu petrol kartelleri, ucuz petrol satan
Gırak yüzünden zarar ediyorlarmış.
(Sunulan Gerçek: Gırak’a Temokrasi
getiriyorlar!).
Olay 4: Büyük Norta Doğu Projesi de ne ki? Gırak’talar,
temokrasi getirecekler. Giran’a tehdit üstüne tehdit. Mükleer
santraller varmış, bilmem ne silahı üretiyorlarmış v.s. Bak hıı, cıs
tehditleri…
(Gerçek: Dünyanın polisi, jendermesi olarak
yalnızca ben ve benim izin verdiğim ülkeler bu silahları yapabilir,
taşıyabilir!).
Hikâye bunlar, adı üzerinde “hikâye”, böyle
uydurduk işte anlayanlara. Dahası mı? Bakalım bakalım:
Dibimizdeler. Yarınki hedefleri kim dersiniz?
Başımızdan belayı hiç eksik etmediler. 70’li yıllarda sağ-sol diye
birbirimizi yedik, 80 sonrası Ermeni Asala, konsolosluklarımızı bastı
her yerde. Bir ara Hizbullah ön plandaydı. Şimdi kim var? PKK.
(Gerçek: Bela hep aynı bela, başımızı
kaldırmayalım diye, sadece adı ve yöntemleri değişen belalar ve
maşaları).
Sadece bizde mi? Hayır. Dünyanın stratejik
önemi bulunan her yerinde bu belalar var. Adres hep aynı; Dünyanın
jandarması…
Gelecek 25 yılda petrol rezervleri bitecek
deniyor. Ne alacakmış yerini, BOR. En çok nerde var? Türkiye’de. Hem de
%84 gibi yüksek bir oranda. Nerden biliyorlar? Uydulardan. İçimize kadar
girmediler mi uydular sayesinde. En özgür olduğumuzu sandığımız WC’
lerde bile rahat oturamaz olduk sayelerinde.
Yanı başımıza kuruluyorlar. Müttefikiz ve
bizi çok severler (mi?). Adamlar karda yürüyorlar. İzleri mi?
Bu kadar da iz bırakılmaz, bu kadar da, “bak
cısss..” duyulmaz ama gözlerimizdeki perdeyi açmıyoruz bir türlü
Babaannem göremedi, duyamadı bütün bu son
hikâyeleri. Şimdi yaşıyor olsaydı, bak babaanne;
“karda yürüyüp izini belli etmez yiğidim”
diyordun ya sen dedem için, bunlar dedem kadar bile yiğit değillermiş.
Baksana bastıkları her karda kan ve gözyaşları duruyor derdim ona.
Eminim o da; “bu yiğitlik değil torunum, düpedüz eşkıyalık” derdi.
Söylesene babaanne, biz eski biz değil miyiz?
Baksana değiştik diyenler bile, dönüp izlerine bakmıyorlar her halde ki,
bizim gördüklerimizin farkında değillermiş gibi davranmaya devam
ediyorlar hala…
|