Eski Dernek Başkanımız, kurucu üyemiz Sn. Bülent ÇAPAR ile Yapılan Bir Röportaj...
Soru : İnsan Kaynakları Yöneticileri Derneği’ni tanıyabilir miyiz?
Bülent ÇAPAR :İnsan Kaynakları Yöneticileri Derneği, kısa adı ile İNKAY, 1998 yılının Aralık ayında . Bölgesinde, 7’si kurucu üye olmak kaydıyla, toplam 25 üye ile kurulmuş olup, şu anki üye sayımız 130’dur. Bizler görev ünvanımız ister insan kaynakları müdürü, ister personel müdürü ve isterse personel şefi olsun meslektaşlar olarak toplam 12 yıldır her ay toplanıyorduk. Toplantı sayımız hiçbir zaman 30’un altına düşmemişti ( Son 2 yıldır 45-50 civarı ). Sonuçta bu birlikteliği bir çatı altına alalım fikrinden hareketle derneğimizi kurduk.
Soru : Amaçlarınız neydi?
Bülent ÇAPAR : Gelişmiş ülkeler 1969’lardan beri insan kaynakları yöneticiliğinin önemini anlamış. Sabah 08.00 başla, akşam 17.00’de zil çalsın evine dön olgusunun yetmediğini görerek, çalışanların sosyal yaşamlarının iyileştirilmesi ile üretimi artırmayı planlamış. Bunun için bir dizi programlar geliştirmiş ve amaçlarına ulaşmış. Bizde bu olgu gerçek anlamı ile 1990 sonrasında uygulanır olmuş. Ama bir elin parmakları kadar az denebilecek işletmeler bunu benimsemiş. Kalan büyük çoğunluk, kendilerine önem verildiğini hisseden işgörenlerin neler yapabileceğini görmek yerine, sadece günü kurtarmaya yöneliyor, maalesef geleceği çok fazla düşünmüyorlar.
Amaçlarımızı öncelikli olarak şöyle planlamıştık :
1. İşgücünün etkin kullanımını sağlayacak mevcut teoriler yanında yeni teoriler geliştirmek, bunu meslektaşlarımızla paylaşmak.
2. İnsan kaynakları yöneticiliğinin meslek olarak etkinliğini sağlamak.
3. Çalışma hayatında işveren – işgören ilişkilerinin olumlu ve yasal koşullar içinde gelişmesinin sağlanarak, iş barışının korunmasına çalışmak.
Soru : Bu 3 yıl içinde ne kadarını gerçekleştirebildiniz?
Bülent ÇAPAR : Bunları gerçekleştirmek sadece bizlere kalsa olay bitmişti bile. Sadece 1. maddede saydıklarımızı yapabilecek gücümüz var. Katılım sağlamak zor olsa da paylaşım var. Uygulama alanı için maalesef yeterli destek yok. Bazen, “Ben İNKAY toplantısına gidiyorum” diyen meslektaşımız, genel müdüründen ya da işletme sahibinden ; “Türkiye’de İnsan Kaynağı mı var, nereye gidiyorsun?, gibi bir cevap alıyor. Neden yok olduğunun yanıtı da burada ve 2 ve 3. Maddelerde yazılı amaçların gerçekleşememesinde yatıyor.
Soru : Peki hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Bülent ÇAPAR : Bir kere iş hayatının vazgeçilmez unsurlarından olan iş gücünün motivasyonunu sağlayacak, eğitimlerini sağlayacak, kariyerlerini planlayacak olan ünvanın, insan kaynakları yöneticileri olması gereğine inanç yok. Öncelikle her firma bir kurum kültürü geliştirmeli, bir misyonu ve bir vizyonu olmalı. Günü kurtarmayı değil, yaşam var oldukça varlığını var etmeyi, dolayısıyla geleceğini düşünmeli. Şimdi, böyle bir kültüre sahip olmayan bir sürü kuruluş var. Bu kuruluş ya firma sahiplerince yönetiliyor, ya da kendileri gibi düşünen genel müdürlerce. Bu tür genel müdürler her şeyi bildiklerini düşünürler. Onların gözünde başkalarının fikirleri çok önemli değildir. Her şeyi bildikleri için genel müdür olmuşlardır. O zaman diğer bölümlerin müdürleri ne iş yaparlar? Bir genel müdür ve direkt işgörenler yeter. Maalesef bu tür yerlerde insan kaynakları yöneticilerine yeterli fırsat tanınmıyor.
Soru : Peki, sizin söylediğiniz anlamda insan kaynakları yöneticisi var mı, örneğin bütün üyeleriniz bu söylediklerinizi yapabilecek bilgi ve beceriye sahipler mi?
Bülent ÇAPAR : Hiç kimse “perfect” değildir. Elbette bizlerinde eksik yanları var. Ama bu işe gönül koymuş, meslek edinmiş kişileriz. Bunlar, eğitimlerle giderilebilecek eksiklikler.
Başta da söylediğimiz gibi paylaşımımız çok fazla. Her ay toplanıyoruz ve bu toplantılarda işimizle ilgili bir konuyu mutlaka işliyoruz. Ama meslektaşlarımızın bir çoğu şu anda boşta. Daha önce söylediğimiz gibi kurum kültürü oluşturmamış bir çok işletme, maalesef insan kaynakları müdürü veya personel müdürünü, sırf maliyet kısma adına işten çıkarıp, yerine yanında çalışan memurunu şef olarak yükseltip, sadece getirilen kişilerin işe giriş veya işten çıkış işlemlerini, bordrolarını yapan meslek haline getiriyorlar. Bu anlamda bu mesleği yapan insanlar dar kalıplara sıkıştırılmış oluyorlar.
Biraz düşünülse, maliyet kısma uğruna yapılan bu girişimlerin daha maliyet getireceğini bulmak hiç de zor değil. Gerçek işini yapacak bir insan kaynakları müdürünün geliştireceği teorilerle, uygun işgörenin bulunmasından, işe uyumunun sağlanmasından, eğitim ve gelişmesinden, adil ücretlendirilmesinden, kariyer planlamasından, motivasyonlarının sağlanmasından, iş güvenliğinin yasal çerçeveler içine oturtulmasından, işgörenin işletmeye getireceği verimliliği, bu verimliliğin getireceği karlılığı, tersi durumunda götüreceklerini hesaba dökmek bunu görmek için yeterlidir.
Soru : Üyeleriniz sadece otel ve tatil köyü yöneticileri mi?
Bülent ÇAPAR : Hayır. Şimdilik sadece . Bölgesi sınırları içinde olmak kaydıyla, her sektörden üyemiz var . Bütün meslektaşlarımıza kapımız açık.
Peki dernek olarak diğer bağlantılarınız, yaptığınız ve yapmak istediğiniz şeyler var mı?
Elbette var. Akdeniz Üniversitesi Turizm Otelcilik Yüksek Okulu ile ortak, “turizmde insan kaynakları ve sorunlar” konulu geniş katılımlı bir panel yaptık. Yine sorunları kapsayan bir basın toplantısı yaptık. Eski Turizm Bakanı Sn.Erkan Mumcu’ya , turizmin sorunları ile ilgili bir yazı yazdık. Akdeniz Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu ile bir istihdam fuarı düzenledik. Tabipler Odası ile işyeri hekimliği sorunları ile ilgili toplantılar yaptık. Diğer Bölge Çalışma Müdürlüğü, Teftiş Gurup Başkanlığı, SSK Bölge Müdürlüğü, İş Kurumu gibi kamu kurum ve kuruluşlarına ziyaretlerde bulunduk. Ayrıca üniversite ile bağlantılarımız var. Birlikte eğitim programları oluşturmayı düşünüyoruz. . Kent Konseyi Turizm Kolu’na üyeyiz. İş yasasının da içinde olacağı, acentelerin, pansiyonların, otellerin, tatil köylerinin… çalışma yöntemleri dahil, hepsini kapsayan Genel bir Turizm Yasasının çıkması gerektiğini savunuyoruz. Turizm İl Müdürlüğü’ne .İnkay’ın sorunları ile ilgili bir rapor sunduk. Bu rapor Turizm Bakanı Sayın Mustafa Taşar’a gitti. Çok hoşuna gitmiş. Biz ev hanımlarından, sokaktaki simitçiye, işletme genel müdürlerinden işletme sahiplerine kadar bütün .’da yaşayan insanların aynı hedefe yönlendirilmeleri konusunda eğitimler alması gerektiğini, bir misyon – vizyon belirlenmesini önermiştik. Bu amaçla 2002 . bölgesi için eğitim yılı olacak.
Soru :Bir turizm bölgesiyiz. İşiniz işgücünün kullanılması. İşgören bulmakta zorlanıyor musunuz?
Bülent ÇAPAR : Soruyu belki yetişmiş işgücü olarak sorsaydınız, zor yanıtını alırdınız. Ancak sektör öyle bir duruma geldiki, bir çok işletmede yetişmiş işgücü olmasına bile bakılmıyor. Dünya politikasında ülkemizin yeri, tıpkı benim solmasından korktuğum için sürekli bakım isteyen nadide çiçekler olarak gördüğüm kadınlarımıza yakıştırılan “sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” gibi, “başından belayı eksik etmeyeceksin” şeklinde olduğu için, belalar eksik edilmiyor. Bu da sektörü güvenilmez bir hale sokuyor. Hakkari’den Edirne’ye, Kars’tan Bodrum’a kadar bir sürü turizm okulu var. Buralardan mezun olan öğrenciler binbir umutlarla geliyorlar, bakıyorlarki 1 yıl içinde 6 ay iş var (bazı yerlerde daha da az olabiliyor), bu iş beni ondurmaz hoşçakalın diyorlar, bir başkası bakıyor ki becerilerini sergileyeceği alanlar gittikçe azalıyor, gelişme şansı yok, hadi eyvallah diyor. Bu anlamda yetişmiş ve sürekliliği olan elemanlar bulmak zor.
Soru : Becerilerini sergileyebilecekleri alanlar yok derken neyi kasdettiniz?
Bülent ÇAPAR : Her tesisin bir yöntemi var. Bazıları satış işini sadece yetişmiş elemanından bekler. Bunlar her şeyi ile motive edilmiş, eğitilmiş işgörenlerdir. Becerilerini kullanmaları için fırsat verilmiştir. Bazıları da “all inclusive”(herşey dahil) sistemini benimsemiştir. Burada elemanın becerilerini kullanmak için çok fazla şansı da yoktur. Çünkü açık büfe, ne yersen bedava, eleman sadece boş toplar. Satış için becerisini kullanmasına gerek yoktur. Çünkü satış baştan yapılmıştır.
Soru : All inclusive ya da herşey dahil veya herşey içinde sistemine karşı mısınız?
Bülent ÇAPAR : Bu konuyu muhtelif zamanlarda ve muhtelif toplantılarda dile getirdik. Çok fazla konuşuldu. Herkes bir şeyler söyledi. Ancak kimse çalışanların ve diğer küçük esnafın fikrini sorgulamadı. Bu sistemin çok az uygulandığı dönemle bu günü kıyaslamadı. Herkes deprem krizi dönemini ya da başka krizli dönemleri kıyaslıyor. Ülke turizmi açısından baktığımızda yararlı olduğunu düşünmüyorum. Sadece uygulayan işletmenin çok küçük bir kar amacı güderek uyguladığı bir sistem. Dalgalanmalarda günü kurtarmak adına yapıldığını düşünüyorum. Hem çalışanlara beceri yönünden birşey sağlamıyor, hem de umudunu turizme bağlamış diğer esnafa. Çünkü bütçesi kısıtlı turiste yönelik bir sistem. Herşey normale döndüğü, zengin turistin akmaya başladığı bir dönemde geriye dönüş yapamazsınız. Hem sisteminiz hazır değildir, hem de elemanınız. Bunun için iyi düşünülmeli. Tamamen kalksın diye de bir görüşüm yok, ancak daha disipline edilebilir ve uygulama yerleri belirlenebilir.
Soru : Peki Turizm yasası dediniz, bunun için bir girişiminiz var mı?
Bülent ÇAPAR : Bunu çeşitli zamanlarda, çeşitli toplantılarda dile getirdik. Bu, başta Sn. Turizm Bakanı olmak üzere, turizm ile ilgisi olan herkesin sorumluluğudur diye düşünüyoruz. Biz mesleğimiz gereği, çalışma hayatını ilgilendiren her türlü yasayı uygulayanlar olarak, üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız. Geçenlerde yeni Bakan Sn. Mustafa Taşar’ın bir gazetedeki demecini okumuştum, “Turizm Yasası çıkacak…” diye. Bu en azından bir başlangıç diye düşünüyorum. Ancak tam burada bir başka şeye değinmek istiyorum. Hizmette devamlılık esastır. Bacasız sanayi olarak ülke ekonomisine en büyük döviz girdisini sağlayan sektörlerden birisinin devamlılığını sağlamak gereklidir. Bunun için Sn. Erkan Mumcu’nun söylediği “….. bakanlık değil, müsteşarlıkla turizmin yönlendirilmesi… içeriğini taşıyan fikrine katılıyorum. Çünkü biliyoruz ki ülkemizde değişen her bakanın yerine gelen yeni bakan uyum dönemine girmeden bile değişebiliyor. Bu konunun da sayın siyasiler tarafından düşünülmesi gerektiğini söyleyebilirim.
Soru : Peki “İnsan Kaynakları Yönetimi” olgusunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bülent ÇAPAR : Dünyaya bakarsak, gelişmiş ülkelerin gelişmişliklerinin özünde zaten insan kaynağına verilen önem yatar. Bizim gibi gelişmeye çalışan ülkelerde, geri kalmışlığımızın nedenlerinin başında da insan kaynağına verilmeyen önem vardır. Günü kurtarmaya, geleceği çok fazla düşünmemeye alışmış bir milletiz. Politikacılarımız bile iktidar olmak için her türlü yola baş vururlar. Ülkemizin kriz dönemlerinde bile ekonomik olarak ayakta duran ve sürekli olarak gelişen işletmeleri çok fazla değildir. Bunlar tam anlamı ile insan kaynağına önem veren, insan kaynakları birimlerini kurmuş, destekleyen işletmelerdir. Bunun dışında kalan işletmeler maliyetlerini adam çıkararak, işçiliklerden kısarak yapmaya çalışırlar. İnsan Kaynağına önem verenler, krizi birlikte aşmak için ne yapacaklarını çalışanları ile birlikte bulmaya çalışırlar. Danışırlar. İnsan kaynakları yönetiminin ana teması da budur. Çalışanı kararlara ortak etmek.
Ülkemizde bu olgu yerini almak zorundadır. Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde bu olmazsa olmazlardandır. Özellikle yaşadığımız son kriz nedeni ile yönetimler bunu görmeye başladılar.
Bu iyi bir gelişmedir. Yasa koyucuların da bir şeyler yapma zorunluluğu var. TEK’in başına inşaat mühendisi, Karayolları’nın başına da elektrik mühendisi geçmemeli. Bunun için SERTİFİKASYON’a gidilmeli, adama iş yaratmak yerine, işe adam yaratılmalı. Bu da olmazsa olmazlardandır. Ayrıca
her şirket arz – talep dengesini göz önüne alarak yatırımlara girecek, kendi bildiği işinin dışındaki işlere “moda” diye girmeyecek, girerse bile konusunda uzman, sertifika sahibi insanlara yönetimini verecektir. Bu da iş hayatının vazgeçilmez unsurlarından insanı, insan yapan değerlerden olan, sosyal hayatının iyileştirilmesinden, adil ücretlere, motivasyon teorilerine, performans değerlendirmelerinden, kariyer planlamalarına, eğitim planlamalarına, yasal platformun işletilmesine kadar bir dizi işler yapan “İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ’ne geçişi getirecektir.
Sayın Bülent ÇAPAR, verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum.